HOGWARTS Okulu’ndaki beşinci yıl, sadece Harry Potter için değil, sınıf arkadaşları için de bir dönüm noktası oluşturur.
Artık çocuk olmadıkları için, genç birer yetişkin olmanın getirdiği seçimler ve
zorluklarla karşı karşıyadırlar… ve tabi bunların beraberinde getirdiği
sonuçlarla.

Lord Voldemort’un dönüşü ve arkadaşı Cedric Diggory’nin ölümüyle
mücadele eden Harry belki de diğerlerinden daha çabuk büyümek ve hiç ummadığı
sorumluluklar almak zorunda kalır.
Harry Potter dünyasına ilk kez giren
yönetmen David Yates, “Bu hikayenin öğrencilerin olgunlaştığı, her şeyin daha
karmaşık olduğu bir dönemde geçmesi benim için heyecan verici. Bu hikaye isyanı
ve yetişkinliğin sınırlarını anlamakla ilgili; dünyanın ne kadar zor
olabileceğini ve bazen nasıl kendi dünyanızı yaratmanı gerektiğiyle ilgili. Özetle,
bu filmin hikayesi J.K. Rowling’in kitaplarına koyduğu tüm sihir ve eğlence ile
daha önceki filmlerde yer alan müthiş ve inanılmaz şeylerin bir bileşimi;
ayrıca, biraz daha karmaşık konu ve fikirler içeriyor ve yetişkinlere daha çok hitap
eden şeylere deyiniyor”.
Tüm Harry Potter filmlerinin
yapımcısı David Heyman, beşinci film için İngiliz televizyonunun ödüllü
yönetmeni Yates’i seçmesindeki etmenin bu filmin hikayesinin içeriği olduğunu
söylüyor ve bunu şöyle açıklıyor: “Siyasi bir film olmayabilir ama büyücüler
dünyasındaki siyasi oyunlar filmde önemli rol oynuyor. David’in bunun
üstesinden başarıyla gelebileceğini düşündük ki öyle de oldu. Malzemeye büyük
bir tutkuyla yaklaştı ve karakterlerin duygusal yolculuğunu da çok iyi hissetti.
Tüm görselliğine rağmen, bizlerin ve izleyicilerin filmde aslen karakterlerle
bağ kurduğunu kavradı”.
Heyman açıklamalarını şöyle
sürdürüyor: “Çocukların ona, onun da çocuklara kucak açışı bizim için gerçekten
büyük bir ödüldü. Karakterleri gibi, oyuncular da büyüyor. David ise onlara
yaşıtlarıymış gibi davrandı. Oyuncularımızın karakterleri çok iyi tanıdıklarını
bildiği için her zaman fikirlerine başvurdu ve rollerine, daha önce
yapmadıkları şekillerde, kendilerinden çok şey katmalarını istedi. Bu, onlar
için de bizim için de heyecan vericiydi”.
Harry Potter rolünü bir kez daha
üstlenen Daniel Radcliffe bu konuda şunları söylüyor: “David’le çalışmaya
bayıldım. Harika bir insan; çok yumuşak bir tonda konuşuyor. Buna rağmen, daha
önce hiçbir filmde bu kadar zorlanmamıştım. Bunun nedeni kısmen hikayenin
içeriği, kısmen de David’in yönetim stili. Asla aza razı olmadı; hep daha
derine inmemi istedi ki bu benim de tam olarak gerekli olduğunu düşündüğüm
şeydi. O harika bir yönetmen”.
Harry’nin en iyi arkadaşı Ron
Weasley rolündeki Rupert Grint de bu görüşe katılıyor: “David çok usta bir
yönetmen. Daha önce çalıştığımız tüm yönetmenlerden oldukça farklıydı çünkü çok
rahat bir tavrı vardı, ama her zaman harika önerilerde bulundu”.
Harry’nin sadık dostu Hermione
Granger’ı canlandıran Emma Watson ise arkadaşlarının sözlerine şunları ekliyor:
“Gerçekten müthiş bir deneyimdi çünkü David bizim karakterler hakkında
söylediklerimize kulak verdi. Beşinci kezdir bu karakterleri canlandırdığımız
gerçeğine saygı duydu. Filmin geçmişine, Dan ve Rupert’la paylaştığımız
ilişkiye takdirle yaklaştı çünkü bu Harry, Ron ve Hermione arasındaki dostluğa
büyük katkı sağlıyor. David gerçekten de tüm karakterlerde gerçekçilik arıyor”.
Yates öncelikle ekibin bir başka
yeni ismi senarist Michael Goldenberg’ün yazdığı senaryo üzerinde çalıştı. “David
Heyman bu işin bir parçası olmamı istediğinde büyük sevinç ve heyecan duydum” diyor
Goldenberg ve ekliyor: “Bir Harry Potter filminde çalışmanın güzel yanı, onun
sizden daha büyük bir şey olması; dolayısıyla, egonuzun yolunuza çıkması gibi
bir şey söz konusu değil. Klişe olduğunu biliyorum, ama böylesine muazzam bir fenomene
dönüşmüş bu şeyin parçası olmak ve beyaz perdeye aktarılmasında rol oynamak
sihirli bir şeydi; kelimenin tam anlamıyla büyük bir sorumluluk hissettim.
David Heyman bunu eğlenceli kıldı ki bir Harry Potter filmi de öyle olmalı; ve Jo
(J.K. Rowling) da inanılmaz tatlıydı ve olabilecek en iyi filmi yapmamız için
bize esneklik sağlamak konusunda son derece cömertti. David Yates hikayenin her
anını gerçekliğe dayandırmaya kararlıydı. Bence sihirli olan bir şeyi daha da
sihirli kılan buydu”.
Goldenberg
açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Elbette, kitabın ruhuna sadık kalmak çok
önemliydi. Özellikle bu hikaye Harry’nin yolculuğuyla çok yakından ilgili.
Harry’nin rüştünü ispat etmesini ve her şeyin ilk başta göründüğü gibi
siyah-beyaz olmadığını fark edişini konu alıyor…belki de idealize ettiği
yetişkinler sandığından daha kusurlu ve insaniler. Bu temaları sadece Harry
aracılığıyla değil, Ron ve Hermione aracılığıyla da irdelemek istedik. Tüm
çocuklar Hogwarts’a ilk geldikleri zamankinden çok daha karmaşık bir dünyayla
yüz yüzeler”.
“Harry Potter ve Zümrüdüanka
Yoldaşlığı”nda Harry’nin serüveni, Dursley ailesiyle birlikte geçirdiği bitmek
bilmez bir yaza daha katlanmak zorunda kalışıyla başlar. Bu dönemi daha da
çekilmez kılan şey, en yakın arkadaşlarından kopmuş hissetmesidir çünkü
bilinmez bir nedenle Ron ve Hermione koca bir yaz boyunca ona hiç mektup
yazmamıştırlar; bu hem incitici, hem de, özellikle de bir önceki yılın
çalkantılı ve trajik olaylarını düşünülecek olursa, tuhaftır.
Yapımcı
Barron bu konuda şunları söylüyor: “Zavallı Harry. Yaşadığı onca şeyden sonra,
Little Whinging’de kimseden hiçbir haber alamayınca kendini uzaklaşmış
hissediyor. Herkesin onu dışladığını düşünüyor; Ron’un, Hermione’nin, hatta Dumbledore’un
bile. Sanırım, bunun üzerine bir de ergenliğin normal stresi eklenince, Harry
için durum biraz katlanılmaz bir hâl alıyor. Bu, Harry’nin daha önce görmediğimiz
bir yönü. Geçmişte olduğu kadar aklı başında görünmüyor… ama bunun için geçerli
nedenleri var”.
Tüm
bunlar göz önünde bulundurulduğunda, çekilmez zorba Dudley Dursley’nin, favori
hobisi olan Harry’ye sataşmak için yalnış zamanı seçtiği söylenebilir. Ama iki
gencin çatışması birden bire ve hiç beklenmedik şekilde iki Ruh Emici’nin saldırısıyla
bölünür. Harry’nin ikisinin de hayatını kurtarmak için bir Patronus büyüsü
yapması gerekir. Aradan birkaç dakika geçmemiştir ki Privet Drive’ye gelen bir
mektup, Harry’ye yasadışı sihir kullandığı için Hogwarts’tan uzaklaştırıldığını
haber verir; bu hüküm Dursley’leri çok sevindirirken, Harry’yi umutsuzluğa sürükler.
Ama hâlâ umut vardır. O gece,
aralarında Alastor ‘Deli-Göz’ Moody, Kingsley Shacklebolt ve
bana-Nymphadora-deme Tonks’un da bulunduğu bir grup Seherbaz (Kara büyücü
avcıları) Harry’nin kapısına gelip, Dumbledore’un, Sihir Bakanlığı’nda resmi
bir temyiz duruşması ayarladığını söyleyerek, genç büyücüyü apar topar
götürürler.
Fakat
ilk önce gizli bir yere uğramaları gerekmektedir. Burada, Harry, Little
Whinging’deki inzivası sırasında pek çok şey olup bittiğini öğrenir. Harry, Grimmauld
Meydanı 12 numaraya geldiğinde, ki burası orada olduğunu bilmeyenler için var
olmayan bir yerdir, arkadaşları Ron ve Hermione’yle bir araya gelir. Zümrüdüanka
Yoldaşlığı ile de ilk kez orada tanışır. David Heyman, Zümrüdüanka Yoldaşlığı
için şunları söylüyor: “Dumbledore tarafından öncelikle, Voldemort’un temsil
ettiği kötülüklere karşı savaşmak için kurulmuş olan gizli bir örgüt. Gizlice
buluşuyorlar. Bunun nedenlerinden biri, Sihir Bakanı Fudge’ın Dumbledore’u bir
tehdit olarak algılaması ve Voldemort’un dönüşüyle ilgili hikayeleri bastırmaya
çalışması. Ama Yoldaşlık üyeleri Voldemort’un yandaş toplamakta olduğunu ve
gücünün günden güne arttığını biliyorlar”.
Harry, annesiyle babasının da
Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nın ilk üyelerinden olduğunu ve şu anki örgüt üyeleri
arasında Molly ve Arthur Weasley’nin, Remus Lupin’in, Severus Snape’in ve şaşkınlık
ve memnuniyetle karşıladığı Sirius Black’in de bulunduğunu öğrenir. Sirius Black,
toplantılar için ailesinin evini Zümrüdüanka Yoldaşlığı’na açmıştır. David
Yates, “Sirius dışarı çıkamıyor çünkü hâlâ aranan bir mahkum. Yardım etmek için
yapabileceği çok az şey var; bu yüzden evini Yoldaşlık’a hediye ediyor” diyor.
“Harry Potter ve Azkaban
Tutsağı”ndan sonra Sirius Black rolünü bir kez daha üstlenen Gary Oldman,
“Sirius yanlış yere suçlanmış ve senelerce Azkaban’da hapis yatmış olmanın
etkisinden kurtulamamış bir adam. Genç Yoldaşlık günlerine yürekten bağlı. Bazı
açılardan, Harry ile ilişkisi geçmişi yeniden yaşamak gibi. Harry babası James’e
çok benziyor. James Sirius’ın en yakın arkadaşıydı; bu nedenle, Sirius, Harry’nin
vaftiz babası ve bu görevi çok ciddiye alıyor. Harry ve Sirius gittikçe
güçlenen özel bir ilişki paylaşıyorlar”.
Radcliffe
ise, “Harry için de aynı şey geçerli” diyor ve ekliyor: “Sirius, Harry’de James’in
genç hâlini görüyor; Harry de Sirius’la ilişkisi sayesinde babası hakkında daha
çok şey öğrenmek istiyor”.
Harry, Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı da geçmişle
bağlantı kurmanın bir yolu olarak görüyor. “Resmi olarak Yoldaşlık’ın üyesi
değil, ama şimdiden kendini fazlasıyla onun bir parçası olarak görüyor çünkü
arkadaşlarından pek çoğu bu örgütte görev alıyor. Bunun onun için anlamı
elbette büyük; ne de olsa anne babası Yoldaşlık’ın ilk üyelerinden. Dolayısıyla,
örgüt hem Harry açısından duygusal anlamda çok önemli, hem de Voldemort’a karşı
savaşabilmesinin bir yolu”.
BAKANLIK
DURUŞMALARI
Yine
de, Harry’nin Voldemort’la savaşmayı düşünebilmesinden önce, tekrar Hogwarts’a
kabul edilme sorununu çözmesi gerekmektedir. Harry, Sihir Bakanlığı’ndaki
duruşmada davranışlarını savunmak zorundadır. Yapım tasarımcısı Stuart Craig,
Bakanlığın büyük holünün dekorunu, “Fudge’ın Sovyet tarzı propaganda posteri”
olarak tanımlıyor.
Tasarımcı,
Bakanlığın, insanların ve büyücüler tarafından gönderilen memoların
koridorlarda uçuştuğu bir yer olmasına karşın, “aynı zamanda bürokratik bir
yer” olduğunu da söylüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “İngiltere’de, hükümet
binaları genellikle 19. yüzyıl Viktorya tarzıdır ve dekorasyonları çok güzeldir.
Bakanlık yer altında olduğu için, yaptığımız ilk şeylerden biri Londra’nın en
eski metro istasyonlarını ziyaret etmekti; bunların bir çoğunda dekoratif
seramik fayanslar abartılı biçimde kullanılmıştı. Karışıma bunu da ekledikten
sonra, tünelli bir yeraltı dünyası hazırladık, çünkü tünelsiz bir yeraltı
yapısı olmazdı, ve cilalı siyah seramik fayansla dekorasyonu tamamladık; görsel
açısından oldukça ilginç bir yer oldu. Öte yandan, bu dekorasyon (görüntü
yönetmeni) Slawomir Idziak için tam bir meydan okumaydı çünkü fayanslar ışığı
fazlasıyla yansıtıyordu”.
Harry
Potter filmleri için bugüne kadar inşa edilmiş en büyük set olan Bakanlık holü
76 metre uzunluğunda ve 36 metre eninde. Burayı kaplamak için her biri tek tek
yerleştirilen 30.000 fayans kullanıldı. Öte yandan beyaz perdede, hol, görsel
efektler sayesinde, olduğundan daha büyük görünecek.
Harry,
Bakanlığa, Bayan Weasley eşliğinde, misafir kapısından girer. Londra’nın
merkezindeki bu kapı çok geçerli nedenlerden ötürü sıradan bir telefon kulübesi
şeklindedir. “Sihir Bakanlığı’nı Muggle’ların bakanlıklarının altına
yerleştirmenin eğlenceli olacağını düşündük; bu yüzden, telefon kulübesini
Savunma Bakanlığı’nın çok yakınındaki bir kaldırıma kurduk. Dolayısıyla, Muggle’lar
bilmese de, İngiliz Savunma Bakanlığı’nın altında Sihir Bakanlığı uzanıyor” diyor
Craig gülümseyerek.
Yates
ise bu konuda şunları söylüyor: “Harry Potter’ın en eğlenceli öğelerinden biri,
büyü dünyasının bizim Muggle dünyamızla
yan yana var olması. Bazen yanımızdaki ev ya da ayaklarımızın altında, ama tabi
eğer bakmak için vakit ayırırsanız. Aslında, iki dünya çoğu zaman biz fark
etmeden birbirine dokunuyor”.
Harry’nin
duruşmasında, Dumbledore ve sıradışı bir görgü tanığı sayesinde, işler Fudge’ın
planladığı gibi gitmez. Harry hakkındaki tüm suçlamalar düşer, ama Harry duruşmadan
sonra Dumbledore’la konuşmaya çalıştığında, bu çok sevdiği akıl hocası, göz
temasında bile bulunmaktan kaçınarak hızla Harry’nin yanından uzaklaşır.
Albus
Dumbledore rolünü bir kez daha üstlenen Michael Gambon bu konuda şunları
söylüyor: “Harry, Dumbledore’u kendi güvenli limanı olarak görüyor, ama bu
filmde güvenli limanında da suların biraz çalkantılı olduğuna tanık oluyor. Dumbledore’un
gücü ciddi anlamda tehdit altında, ama bu durum onu daha insani kılar, öyle
değil mi? Bu sayede karakterin farklı bir katmanını daha ortaya çıkarma imkanı
bulmak ilginç bir deneyimdi”.
Hâlâ Dumbledore’un
soğuk tavırlarının etkisinden kurtulamamış olan Harry, Hogwarts’a geri döner.
Ama onu ve sınıf arkadaşlarını bekleyen sınav, bugüne dek gördükleri hiçbir
şeye benzemeyecektir.
PEMBE ARTIK YENİ
SİYAH
Hogwarts’a dönüşünde, Harry hem şüpheli
bakışlar, hem de The Daily Prophet gazetesinin
Harry’nin soyadını Potter’dan “Plotter”a (entrikacı) çevirerek attığı başlık ve
Lord Voldemort’un dönüşüyle ilgili yalan söylediği suçlamasıyla karşılaşır. Kendini
yalnız ve dışlanmış hisseden Harry, Ron ve Hermione’nin yardım ve destek
önerilerine bile ayak diretir çünkü yaşadıklarını kimsenin anlayamayacağını düşünmektedir,
en yakın arkadaşlarının bile.
Daniel Radcliffe bu durum için
şunları söylüyor: “Belki kendini biraz şehit gibi hissediyor ama bence Harry’yi
ilgi çekici şeylerden biri bu; mükemmel değil. Kusurları olan bir karakter; onu
böylesine insani bir karakter yapan da bu. Gerçekten iyi biri, ama çoğu kez
kendinden emin olamıyor ki bir çok insan bununla özdeşleşecektir”.
Yates, “Bu, Harry’nin hayatında
ilginç bir dönem çünkü Sihir Bakanlığı’nın gazetesi ‘The Daily Prophet’ta yerden yere vuruluyor. İnsanlar da okuduklarına
inanmaya başlıyorlar. Bu yüzden, Hogwarts’a döndüğünde, Harry orasını daha
önceki yıllarda olduğu kadar aşina ve güvenli hissetmiyor. Kendini dışlanmış
hissediyor. Şimdi böyle kalmaya devam etmek ile okul yıllarında pek çok şeyi
atlatmasına yardımcı olan dostlarına sıkı sıkıya sarılmak arasında karar
vermesi gerekiyor. Her iki yöne de kayabileceğini düşündüğünüz anlar oluyor;
zaten hikayenin duygusal merkezini de, özellikle de Harry için, bu oluşturuyor”
diyor.
Yönetmen
açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “Oyuncu olarak Dan açısından da ilginç bir
yolculuktu çünkü karakteri için karmaşık bir oyunculuk gerekiyordu. Dan’in
harika yönlerinden biri korkusuz ve çok kararlı oluşu. Tekrar üzerine tekrar
aldığımız sahneler vardı ve her seferinde daha iyisini yapmak için gözlerindeki
kararlılığı görebiliyordum. Onun bu yönünü çok seviyorum; mutlaka, ortaya
koyabileceği en iyi performansa ulaşmak istiyor”.
Hogwarts’ta yeni okul yılının
başında öğretmen kadrosunda yeni bir isim var: Yeni Karanlık Sanatlara Karşı
Savunma öğretmeni Profesör Dolores Umbridge. Ödüllü aktris Imelda Staunton’ın
canlandırdığı Profesör Umbridge baştan aşağı pembeler giyen, yüzünde önceden
çalışılmış bir tebessüm bulunan ve gerçek kişiliğini örten tatlı bir ses tonuna
sahip bir kadındır.
Yates,
“Fudge, koltuğunda gözü olduğuna inandığı Dumbledore konusunda paranoyak
düşünceler beslemekte; bu yüzden, en güvendiği komutanlarından biri olan Dolores
Umbridge’i kendi gözleri ve kulakları olması için Hogwarts’a yerleştiriyor. Umbridge
görevinin oradaki tüm gereksiz kişileri ayak altından çekip, Hogwarts’ı çok
düzgün ve geleneksel bir öğretim yuvası hâline getirmek, ve öğrencilerin Bakanlığın
öngördüğü çerçeve içinde kalmalarını sağlamak olduğuna karar veriyor ki bunun
sonucunda korkunç bir değerler çatışması ortaya çıkıyor” diyor.
Barron
da bu görüşü paylaşıyor: “O kesinlikle kuzu postu giymiş bir kurt. Göründüğü
kadar ‘pembe’ olmaktan çok uzak. Bence Fudge onu oraya göndererek ne yaptığının
pek farkında değil. Umbrigde’in gerçekten neler yapabileceğini Bakan’ın
bildiğinden emin değilim”.
David Heyman’ın görüşleri ise şöyle:
“Her şey kontrol altında olmalı, düzen çok çok önemli. Neyin nasıl olması
gerektiğine dair neredeyse faşist görüşlerinin dışında kalan her şey onun
dünyasında var olma şansına asla sahip değil. Öğrencilerinin beyinlerinin ilhamla
değil, Bakanlığın fikir ve görüşleriyle doldurulması gerektiğine inanıyor”.
Hogwarts öğrencileri Dolores
Umbridge’in gözlerini diktiği tek hedef değildirler. Öğretmenler de onun utanç
verici saldırılarından paylarını alırlar. Emma Thompson’ın canlandırdığı
Kehanet öğretmeni Sybill Trelawney, Umbridge’in onu bir an bile düşünmeden
işten çıkaracağını öngöremez; Warwick Davis’in canlandırdığı Büyü öğretmeni
Flitwick de Umbridge’in standartlarının altında kalır. Alan Rickman’ın
canlandırdığı Profesör Severus Snape ve Maggie Smith’in canlandırdığı Profesör Minerva
McGonagall gibi en saygın öğretmenler bile pembe giysili Baş Teftişçiye söz
geçiremezler. Umbridge’in acımasız iktidar uygulamalarından herkes nasibini alır.
Hatta Müdür Albus Dumbledore bile.
Heyman, “Umbridge’in esas amacı Dumbledore’un
kuyusunu kazmak ve Bakanlık adına okulun kontrolünü ele geçirmek. Hiçbir şey
onun yoluna çıkmamalı. Ve Imelda bu rolü gülümseyerek oynadı” diyor.
Staunton ise bu konuda şu yorumu
yapıyor: “Öyle pek çok insan var. Dıştan bakıldığında sevimliler ama yüzeyin
altında pek çok şey olup bitiyor. Böyle bir rolü üstlenmek çok hoştu. Dolores’in
yanlış bir şey yaptığını düşündüğüne bir an olsun inanmıyorum. En iyi olanı
yaptığına inanıyor. Elbette bu tür insanlar her zaman en korkutucu olanlarıdır çünkü
diğer tarafın bakış açısını görmezler. Taviz yoktur”.
“Imelda, karakteri yedi yuttu” diyor
Yates ve ekliyor: “Müthiş bir komedi zamanlaması olan, inanılmaz yetenekli bir
aktris. Umbridge’i asla karikatürize etmeden gerçekten karmaşık bir kadın
yapmayı başardı”.
Karakterin kitapta tanımlandığı
şekle bakarak, Staunton, kendisine Umbridge rolü verilmesine alınabilirdi. “Kitapta
çok çirkin ve kurbağa suratlı biri olarak betimleniyordu; dolayısıyla, insanlar
bana ‘Bu rolde harika olacaksın’ dediklerinde’, ben de ‘Öyle mi, çok teşekkür
ederim’ yanıtını veriyordum” diyor aktris gülerek ve ekliyor: “Ama bu rolün
bana teklif edilmesi harika bir şeydi çünkü bu rol bir mücevherdi ve o dünyanın
bir parçası olmak da cennette olmak gibiydi… bu arada, 12 yaşındaki kızımın
gözünde statümün yükseldiğini de eklemeliyim”.
Staunton, karakterinin görünümünü
belirlemek için kostüm tasarımcısı Jany Temime’le de yakın bir çalışma içine
girdi. Aktris bu konuda, “Pek de hoş biri olmayan, biraz yuvarlak bir karakter
olan bu kadını yaratmak çok eğlenceliydi. Çok sivri yanlarının olmasını
istemedim. Yumuşak ve sıcak biri gibi görünmesi önemliydi ama tabi ne yumuşaktı
ne de sıcak”.
Umbridge’in yumuşaklığını fiziksel
olarak da desteklemek için, Temime, “Gerçekte çok zayıf olduğu için Imelda’nın
giysilerini bol vatkayla destekledik” diyor. Tasarımcı, ayrıca, Umbridge’e
yumuşaklık ve sıcaklık havası vermek için, kostümlerinde yumuşak ve tüylü
kumaşlar kullandı.
Öte yandan,
kostümlerin rengini kitap belirledi: Pembe, daha pembe ve en pembe. “Onu her görüşümüzde farklı bir pembe tonunda”
diyor Temime ve ekliyor: “Güç kazandıkça, renk daha da güçleniyor ve
koyulaşıyor, ta ki kıyafetleri en koyu kiraz tonuna ulaşana dek”.
Bu renk şeması, Umbridge’in ofisine
de taşındı. Stuart Craig ve ekibi burayı pembenin tonlarında dekore etti ve
danteller, kadife ve küçük süs eşyaları kullandılar. Mobilyalarda Fransız
tarzını tercih ettiler. Craig mobilyanın, sahibinin gerçek kimliği hakkında
belirgin ipuçları veren bu tarzı için, “kıvrımlı ama belli bir keskinliğe de
sahip” diyor. Ofisteki en belirgin özellik, duvarlardaki üzerinde yavru kedi
resmi bulunan 200 tabak. Bu kediciklerin bazıları ise sesli ve hareketli.
Umbridge’in ders yaptığı sınıf ise,
aksine, çok ciddi. Bu durum öğretmenin, öğrencileri son derece kısıtlayan,
hatta onlara verdiği tedavi ders kitaplarına da yansıyan ders verme stiliyle de
uyumlu. Rupert Grint bu konuda, “Umbridge’in bir Karanlık Sanatlara Karşı
Savunma hocası için çok tuhaf bir öğretme tekniği var. İlerlemenin teşvik
edilmemesi gerektiğine ve bizlerin pratik yapmaktansa teori öğrenmemiz
gerektiğine inanıyor ki bir büyü okulu için bu çok komik”.
Emma Watson da aynı görüşü
benimsiyor: “Bunlar gerçekten Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersleri değil
çünkü öğrencilerin sihir kullanılmasına izin verilmiyor. Hermione gibi istekli
bir öğrenci için, bu durum suratına tokat yemekten farksız. Orada öğlece oturup
aptal muamelesi görmeye katlanamıyor; kan beynine sıçrıyor çünkü öğrenmek onun
için her şey demek. Harry, Ron ve Hermione için her zaman güvenli ve istikrarlı
bir yer olan Hogwarts, ilk kez güvenli değil. Korkutucu ve tehlikeli”.
Tehlikeli çünkü öğrenciler savaşmaya
ve kendilerini savunmaya hazırlanmıyorlar… özellikle de Karanlık Lord’un tekrar
ortaya çıktığı bir dünyada.
DUMBLEDORE’UN
ORDUSU
Profesör Umbridge, Hogwarts’ta
gitgide artan gücünü kullanırken, yeni ve her biri bir öncekinden daha katı
kararnameler gelmektedir. Hemen hemen her gün, yeni bildiriler Hogwarts’ın taş
duvarlarına asılarak, Umbridge’in düzene aykırı bulduğu ne varsa
yasaklamaktadır. Ama okulu mengene gibi sıkan kuralları öğrencilerin onun
otoritesine bir şekilde meydan okuma kararını daha da güçlendirdiği için,
Umbridge’in tüm planları geri teper.
Yates, “İlginç olan, yüzde yüz
kontrol elde etmeye çalışırken, Umbridge’in sonunda bunun tam tersini başarması”
diyor.
İlk
harekete geçen ve arkadaşlarını dizginleri kendi ellerine almaya yönlendiren
kişi Hermione olur. Watson bu konuda, “Büyüleri öğrenmedikleri sürece
kendilerini savunamayacaklarını biliyorlar. Ayrıca, Bakanlık, Voldemort’un
döndüğünü inkar ediyor ama öğrenciler bunun doğru olduğunu da biliyor. Harry’ye
inanıyorlar; dışarıda karanlık ve korkutucu bir şeyin olduğunun farkındalar. Bence
bu yüzden, Hermione hayatında ilk kez isyan etme ihtiyacı hissediyor. Kendilerine
söylenen her şeyi yapmanın pek de işe yaramadığını ilk kez fark ediyor. Her
zaman otoriteye inanamazsınız; bazen kendinize inanmanız gerekir” diyor.
Hermione ve Ron’un yüreklendirmesiyle,
Harry, öne çıkıp Hogwarts öğrencilerine Karanlık Sanatlar’a karşı kendilerini
korumaları için gerekli büyüleri öğretme sorumluluğunu kabul eder. Radcliffe’in,
“İlk başta Harry isteksiz, ama her zamanki gibi sinir bozucu olsa da bu konuda
haklı olan Hermione tarafından ikna ediliyor” diyor gülerek ve ekliyor: “Bu
yüzden yeraltına iniyoruz ve Dumbledore’un Ordusu’nu kuruyoruz. Harry öğretmenleri
oluyor; edindiği bilgileri öğrencileri eğitmek ve onlara savaşmayı öğretmek
için kullanıyor. Konuya bakış şekli şöyle: Yaklaşmakta olan bir savaş ve
gittikçe büyüyen bir tehlike var. Umbridge bize yapmamız gerekenleri
öğretmiyorsa, savaşmak için çağrıldığımızda hiç şansımız olmaz”.
David Heyman, Harry’nin
öğrencilikten öğretmenliğe geçişinin karakterin gelişiminde kritik bir dönüm
noktası olduğunu belirtiyor: “Harry’yi hikayenin başında biraz dışlanmış biri
olarak görüyoruz; insanların ona güvenmediğini, inanmadığını düşünerek kendini
artık oraya ait hissetmiyor. Ama sonunda oraya ait olduğunu keşfediyor. Hatta
sadece ait olmakla kalmadığını, onun peşinden gitmeye istekli insanlar olduğunu
görüyor. Bu gerçekten güçlü ve dokunaklı bir şey: Harry kendini grup içinde
bile dışlanmış hissetmekten sıyrılıp, o grubun lideri oluyor. Üstelik, geçmişteki
bazı hocalarından bile daha iyi bir öğretmen”.
Yumuşakça konuşan, başka bir
dünyadan gelmiş gibi görünen, biraz tuhaf bir kişiliği olan ama başkalarının onun
hakkındaki düşüncelerinden hiç etkilenmeyen Luna Lovegood bu grubun üyeleri arasındadır.
Bu karakter “Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı”nda ilk kez seyirciyle
buluşuyor; rolü canlandıran aktris Evanna Lynch de bu rolle oyunculuğa adım
atıyor.
Luna’nın benzersiz nitelikleri, bunu
oyuncu seçmelerinde en zorlu rol hâline getirdi. Casting yönetmeni Fiona Weir ve yapımcılar
düzinelerce aktrisle görüştüler ama hiçbiri Luna için hayal ettikleri gibi
değildi. İngiltere’nin dört bir yanından gelmiş 15.000’den fazla umut dolu genç
sıraya girip, saatlerce ama saatlerce halka açık seçmelere katılabilme fırsatını
kullanmak için beklediler. Bunlardan biri de, ateşli bir Harry Potter hayranı
olan, Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı okuduktan sonra Luna
karakterine aşık olan Evanna Lynch’ti. “Onu hemen sevdim” diyen Lynch, şöyle
devam ediyor: “Çok sıkı bir karakter çünkü herkese karşı dürüst, kendine de. Eğlenceli,
özgür ruhlu, kendini hayatın akışına bırakmış biri; bu yüzden herkes onun biraz
yarım akıllı ve aptal olduğunu düşünüyor, ama öyle değil. Kendince gerçekten
zeki ve bilge biri ve içgörüleri çok güçlü”.
Lynch,
kitapta bu karakteri okurken onunla arasında hemen bir bağ hissetti, hatta Luna’nın
diyaloglarını kasede kaydedip, değerlendirilmeleri için gönderdi. Kısa süre
sonra, halka açık seçmelerin yapılacağını öğrendiğinde, “Gitmem şarttı… bu benim
kaderimdi” diye düşündüğünü söylüyor. Babasını onu seçmelere götürmeye ikna
eden Lynch, Güney İrlanda’daki evinden yola çıktı ve kendisiyle aynı tutkuyu
paylaşan ama aynı özgüvenden yoksun binlerce adayla aynı sıraya girdi. “Gergin
değildim çünkü Luna olmak benim için doğaldı” diyor genç aktris.
Yapımcılar
da aynı görüşü paylaştı. David Barron bu konuda, “Fiona Weir 15.000 kızın hepsiyle
görüştü ve sonunda seçenekleri 29’a indirdi. Onları DVD’ye kaydedip bize
gönderdi. Özellikle bir kızın izlenmeye değer olduğunu belirtti ama hangisi
olduğunu söylemedi. Dokuzuncu adaya gelmiştim ki Fiona’yı aradım ve ‘O kız
dokuz numara olmalı’ dedim. Öyleydi. Evanna’ydı. Tek kelimeyle müthişti” diyor.
Heyman’ın
yorumu ise şöyle: “Evanna ile rol için değerlendirdiğimiz diğer kızlar
arasındaki fark, diğerlerinin Luna’yı oynayabilecek olmalarıydı, ama Evanna
Lynch, Luna’nın ta kendisiydi”.
Jany Temime, Lynch’in, karakterinin
kostümüne dahi katkıda bulunduğunu belirtiyor: “Bazı ayrıntılar hakkında çok
netti. Ona kırmızı turp şeklinde küpeler yaptım, o ise bunların portakal olması
gerektiğinde ısrar etti. Karakterini o kadar iyi tanıyordu. Luna’nın kostümleri,
bireysel zevkleri ve özel ilgi alanları olan bir kızı yansıttı, ama çevresindekilere
ayak uyduramayacak kadar da farklı değil”.
Dumbledore’un Ordusu’nun bir diğer
üyesi olan Neville Longbottom (Matthew Lewis) da, sınıf arkadaşlarına uyum
sağlamakta kendince sorunlar yaşamaktadır, ama grubun tamamen gizlice talim
yapabileceği mükemmel yeri, İhtiyaç Odası’nı keşfettiğinde cesaretini
kanıtlamış oluyor. Odanın isminden de anlaşıldığı gibi, burası sadece ona
ihtiyacı olan kişilere görünen, ihtiyaç duyulan şekli alan ama dışarıdakiler
için görünmez olan bir yerdir.
Stuart Craig burası için, “İhtiyaç
Odası’na standart, nötr bir hava verdik. Duvarlar aynadan olduğu için gerçek
yerin nerede bitip, yansımanın nerede başladığını belirlemek imkansız. Burası
sizi ve ihtiyacınızı size geri yansıttığı için aynaların uygun olduğunu
düşündüm. İhtiyaç Odası, romanda olduğu gibi, kitaplara, yastıklara ya da Ölüm
Yiyen kuklalarına gereksinim duyulduğunda bunları kendiliğinden ortaya çıkarıyordu”
diyor.
Öte
yandan, bir film seti olduğu için, aynalı odanın da kendince gereksinimleri
vardı. Craig bu konuda şunları söylüyor:
“Elbette, aynalar bu seti muazzam zor bir yer hâline getirdi çünkü aynalar
sadece oyuncuları değil, kameraları, çekim ekibini ve ışıkları da yansıtıyorlar…
Her çekimde sürekli olarak aynaların açılarını değiştirdik ve bazen de
yansımayı yok etmek için matlaştırıcı sprey kullandık”.
Kaygılardan birini en aza indirgemek
için, Craig ve görüntü yönetmeni Slawomir Idziak yere inşa edilen ızgaraların
altından aydınlatma yapacak dahice bir yer altı ışıklandırma sistemi
tasarladılar. Bir ara bu sistem planlandığı gibi çalışmayacak gibi göründü
çünkü Craig’in deyişiyle, “insanların ayakkabılarının altını da çok talihsiz
biçimde aydınlattı”. “Sonunda ayakkabıların altını siyah kadifeyle kapladık ve çekimde
yer almayanların ve çekim ekibindeki herkesin mavi galoş giymesini sağladı ki
setin zeminine toz taşımasınlar çünkü yeraltındaki ışıklandırmanın görünmemesi
için zeminin siyah olması gerekiyordu” diyor Craig.
ÖKSEOTU
Hogwarts’ta Noel tatili için
derslere ara verilince, Harry’nin yeraltı sınıfı da isteksizce tatile girer. Ama
herkes farklı yerlere giderken, bir kişi geride kalır: Katie Leung’in
canlandırdığı sevimli Cho Chang. Genç kızın gözleri Harry’nin gözleriyle ilk
olarak “Harry Potter ve Ateş Kadehi”nde buluşmuştur. Aralarında bir çekim
olduğu halde, ilişkileri Lord Voldemort’un dönüşünden sonraki ilk kurbanı
Cedric Diggory’yle bağlantılarından dolayı karmaşık bir hâl almıştır. Fakat her
ikisi de kalplerindeki şeyi bildikleri için, İhtiyaç Odası tepelerinde bir
ökseotu belirmesini sağlar ve Harry Potter hayranlarının sabırsızlıkla
beklediği şeyin, Harry’nin ilk öpüşmesinin gerçekleşmesine fırsat verir.
“Biraz gergindim çünkü Katie’nin
gergin olduğunu biliyordum” diyor Radcliffe ve ekliyor: “Bunun nedeni sadece
öpüşme değil, Cho ile Harry arasındaki karmaşık ilişki. Ama birkaç kez
yaptıktan sonra, büyük bir olay olmaktan çıktı. Güzeldi. Eğlendik”.
Leung ise bu konuda, “Çok gergindim
çünkü beyaz perdedeki ilk öpüşmemdi, ama David Yates harikaydı. Tam olarak ne
istediğini bize söylediği için öpüşme daha az tedirgin edici hâle geldi” diyor
ve gülerek ekliyor: “İlk başta biraz rahatsızlık verici olsa da, Daniel benim
işimi kolaylaştırdı ve her şey çok yolunda gitti. Gerçekten keyif aldım… ve Daniel
gerçekten çok iyi öpüşüyor”.
Yates de, “Dan ile Katie’nin
kendilerini olabildiğince rahat hissetmelerini istedik; bu yüzden seti
boşalttık ve olabildiğince samimi bir ortam yaratmaya çalıştık” diyor.
Yönetmenin hazırlıkları iki oyuncuya
yardımcı olmuş olabilir, ama Harry Potter filmleri boyunca Daniel Radcliffe’in
büyümesine tanık olan bir çok çekim ekibi üyesinin heyecanını azaltmaya pek
katkısı olmadı. Heyman bu konuda, “Çoğumuz Daniel’ı 10 yaşından beri
tanıyorduk; gözümüzün önünde büyümüştü; onu seviyor ve korumak istiyorduk. Ve
orada ilk beyaz perde öpüşmesini
izliyorduk. Çok tuhaftı. Sürekli olarak, ‘Bunu izliyor olmamalıydım’ diye
düşünüyordum” diyor gülerek ve ekliyor: “Ama mükemmeldi. Bence izleyiciler için
de yumuşak ve güzel bir an olacak”.
Heyman sözlerini şöyle sürdürüyor: “Harry
Potter filmlerinde görev almanın en güzel yanlarından biri çocukların
büyüyüşünü izlemek ve yeteneklerinin geliştiğini görmek. Hepsi de harika birer
genç insan oldular; meraklı, kibar, hassas ve zekiler. Bence bu filmde
izleyeceğiniz performanslar insan ve oyuncu olarak ne kadar geliştiklerinin
göstergesi”.
TÜM YARATIKLAR
BÜYÜKTÜR, O KADAR KÜÇÜK DEĞİL
Sınıflar tekrar derse başladığında,
Umbridge isyancı öğrencilerin izini sürüp, yıkıcı faaliyetlerine son vermeye
her zamankinden daha kararlıdır. Uzun zamandır acı çeken hademe Argus Filch’le
şansı hiç yaver gitmez; Umbridge, bu yüzden, Harry’nin baş düşmanı Draco
Malfoy’un liderliğindeki Slytherin Evi öğrencilerini kendisi için casusluk
yapmakla görevlendirir. Umbridge’in Teftiş Mangası’na dahil olarak artı puan
kazanmaya, üstelik bunu Harry Potter’ın tepesine binerek yapmaya fazlasıyla
istekli genç Malfoy rolünü yine Tom Felton üstlendi. Öte yandan, iktidara
yükselişine kimse engel olamadığı için, Umbridge, artık Hogwarts’ta olmaması
gerektiğini düşündüğü kişileri sır olarak tutma ihtiyacı da hissetmemektedir.
Kendisinin
de Hogwarts’tan atılmasının bir an meselesi olduğunu bilen Anahtarların ve
Toprakların Bekçisi Rubeus Hagrid, Harry, Ron ve Hermione’den özel bir yardım
talebinde bulunur. Yokluğunda, beş metre boyundaki yarı üvey kardeşi Grawp’a
göz kulak olmalarını ister.
Grawp’u beyaz perdeye taşımak
tasarım, hareketsel kavrama, görsel efektler ve Tony Maudsley adlı aktörün
yeteneklerinin bir bileşimini gerektirdi. Heyman bu konuda, “Grawp’un dikkatini
çok kısa süre odaklayabilen çok masum biri olması gerektiğini düşündük. Rolü Tony
Maudsley’ye verdik. O ve David Yates hareketsel kavrama tekniğiyle Grawp’un
gelişimi için birlikte çok uzun zaman harcadılar” diyor.
Yates ise şunu ekliyor: “Tony
Maudsley role gerçekten çok iyi uyum sağladı ve her hareketini mantık ve akılla
birleştirdi; dolayısıyla, ortaya çıkan karakter daha çok görsel efektlerin bir
ürünü olsa da, Tony ona bir kalp ve ruh kazandırdı”.
Grawp’un yüreği, görür görmez
Hermione’ye aşık oluşundan anlaşılabilir. Genç kız bundan ister istemez gururlanır.
“Hermione için, Grawp’un tatlı bir yanı var” diyor Emma Watson ve ekliyor:
“Hermione’ye karşı zaafının olması çok şirin; görünüşe göre, onun üzerinde
kontrol sahibi olan tek kişi Hermione ki bu oldukça komik. Onun büyük ölçüde özel
efektlerle yapıldığını biliyorum, ama bir şekilde onu çok gerçekçi kılmayı
başardılar. Tıpkı bir yavru köpek gibi bakıyordu; ona aşık olmaktan kendimi
alamadım”.
Yaratık ve Makyaj Efekti Tasarımcısı
Nick Dudman sette oyuncularla karşılıklı “oynaması” için Grawp’in tam boyutlu bir
kafa maketi, ayrıca görsel efekt ekibinin bilgisayara tarayabilmesi için 3
boyutlu bir model hazırladı. “Saçı, gözleri, dişleri tasarlamamız gerekiyordu
çünkü tüm bunların kontrolü bize aitti” diyor Dudman.
“Grawp’la sahneler harikaydı” diyen Rupert
Grint, yüzünde bir tebessümle sürdürüyor sözlerini: “Sette devasa bir omuz ve
kafa vardı ve tamamının orada olmadığını nerdeyse unutuyordunuz. Bunlar en
sevdiğim sahnelerden bazılarıydı çünkü Grawp, Hermione’ye ilgi duyup onu havaya
kaldırınca, Ron kıskanıyor ve arkadaşını kurtarmaya çalışıyor. Bir devi yenip
kahraman olmak istiyor ama bunun nasıl sona erdiğini tahmin edebilirsiniz
sanırım. Eğlenceliydi çünkü beni uçurduğunda tehlikeli sahnelerde yer alma
imkanı buldum”.
Hagrid, Grawp’u Yasak Orman’ın
derinliklerinde, At-İnsanların yaşadığı yerde saklıyor. Görsel Efekt Amiri Tim
Burke’nin başını çektiği görsel efekt ekibi, Dudman ve tasarım ekibiyle
birlikte çalışarak, ilk olarak “Harry Potter ve Felsefe Taşı”nda karşımıza
çıkan bu asil yaratıkların yaratımını gerçekleştirdi. Burke bu konuda şunu
söylüyor: “İlk filmde At-İnsanlar vardı, ama sanırım izleyiciler onların o
zamandan beri çok yol kat etmiş olduklarını görecekler. Yarı at-yarı insan
bileşimi değiller. Kendi üstlerinde birer varlıklar”.
“Güçlü, gururlu ve toprakları
konusunda çok korumacı orman yaratıkları olan At-İnsanlar, aynı zamanda Profesör
Umbridge’in nefret ettiği her şeyi temsil ediyorlar çünkü Umbrigde onları kırma
bir soy olarak görüyor” diyor Heyman.
Harry Potter dünyasına yeni eklenen
bir diğer yaratık türü de iskelet kanatlı Testral’lerdi. At özellikleri
taşısalar da kesinlikle at olmayan bu yaratıklar at ile ejderhanın ilginç bir
karışımını andırmaktalar ve sadece ölüme birinci derecede tanıklık etmiş
kişiler tarafından görülebilirler. Cedric’in ölümüne tanık olan Harry, kendilerini
Hogwarts’a taşıyan faytonları çekenlerin Testral’ler olduğunu ilk kez görür. Küçük
bir çocukken, annesinin ölümüne tanık olmuş olan Luna Lovegood da onları
görebilmekte ve bu zarif yaratıkları dostları kabul etmektedir.
Testral’ler öncelikle görsel efekt
departmanı tarafından hayata geçirildilerse de, Dudman ve ekibi bu yaratıkların
tam boyutlu bir maketini hazırladılar ki yapımcılar onları bulundukları çevreye
göre görselleştirebilsinler. Dudman bunu şöyle açıklıyor: “Bir Testral’in
kanatları arasındaki mesafenin 9 metre olduğunu söylemek kolay, ama bu tam
olarak ne anlama geliyor? Sete nasıl uyacak ve aktörlerle oranı ne olacak? Ayrıca,
Testral’ler siyah olduğu ve geceleri ortaya çıktıkları için, dokularının nasıl
olacağını ve siyah üzerinde siyahı renk şemasında tam olarak ne şekilde
belirleyeceğimizi epeyce tartıştık”.
Harry ve Luna dışında herkes için
görünmez olsalar da, Testral’ler, Dumbledore’un Ordusu’nun genç büyücülerini cesaretlerini,
ve cephanelerine yeni kattıkları her büyüyü sınayacak olan ilk savaşlarını yapacakları
yere götürmekte yeri doldurulamaz bir görev üstlendiler.
SAVAŞ SAFLARI
Lider olarak yeni bulduğu özgüvene
ve öğretmeni Umbridge’e meydan okumasına karşın, Harry hâlâ kabuslar
görmektedir. Daha da korkutucu olan, artık kabuslarının gerçek olayların
habercisi olmasıdır. Ama Dumbledore’u esas endişelendiren, Harry’nin
kabuslarının sadece rüyadan ibaret olmayıp, Voldemort’un Harry’nin zihnini
kendisine karşı kullanma araçları olma ihtimalidir. Dumbledore, Profesör Snape’i
Harry’ye Zihinbend Sanatı’nı öğretmekle görevlendirir. Harry, bu sayede,
beynine girmeye çalıştığında Karanlık Lord’un çabalarına karşı koyabilecektir. Bu
dersler Harry’nin de Snape’in de tahmin etmediği şekilde acı verici ve
aydınlatıcıdır, ama bir fayda sağlamazlar çünkü Voldemort’un zihni genç büyücü
için fazla güçlüdür.
Harry korkunç bir kabustan uyanır.
Duruşma için Bakanlığa gittiğinde gördüğünü hatırladığı bir kapının ardından Sirius’a
saldırıldığını görmüştür. Aslında kabusun onu Bakanlığa çekmek için kullanılan
bir tuzak olma ihtimalinin farkındadır ama bu riski göze alacaktır. Sirius artık
onun tek ailesidir.
Harry
oraya yalnız gitmeyecektir. İlk baştaki itirazlarına rağmen, Dumbledore’un
Ordusu’ndan beş cesur arkadaşı ona katılır: Hermione, Ron, Neville, Luna ve Weasley
kardeşlerin en küçüğü Ginny. Eğer Harry, Sirius’ı kurtarmak için her şeyi
tehlikeye atmak istiyorsa, onlar da arkadaşlarının yanında olmak için her şeyi
tehlikeye atmaya razıdırlar.
Sihir
Bakanlığı’ndaki Gizem Departmanı’na vardıklarında, altı genç büyücü Kehanet
Salonu’na yönelirler. Burası görünüşe göre her biri birer cam küreye konmuş ve
sonra da sıra sıra uzanan raflarda dosyalanmış sayısız kehanetle dolu, uçsuz
bucaksız bir odadır. Stuart Craig orijinal planlarının “gerçekten 15.000 cam küre
yaptırıp bunları cam raflara yerleştirmek” olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Orası
toz ve örümcek ağlarıyla kaplı kristal bir saray gibi görünecekti. Ama sonra,
rafların kırılması durumunda, çekim için tek bir şansımız olacağını fark ettik.
Rafların yenisini hazırlatmak ve küreleri yerleştirmek haftalar sürerdi”. Pratik olma düşüncesi ağır bastı ve tüm
sekans yeşil perde önünde çekildi. Böylece Kehanet Salonu, bir Harry Potter
filminde tamamen bilgisayarda yaratılmış ilk set oldu.
Harry,
birden bire Kehanet Salonu’nu daha önce gördüğünü hatırlar, ama
numaralandırılmış raflar arasında gezdikleri sırada esas büyük keşfi yapan kişi
Neville olur: Cam kürelerden birinin üzerinde Harry Potter yazdığını görür.
Kehanetin,
kendisi ile Lord Voldemort arasındaki bağlantının anahtarı olduğunu bilmeyen Harry
küreyi eline alır… ve tuzak kendini gösterir. Başlarında hain Lucius Malfoy’un
yer aldığı Ölü Yiyen’ler genç büyücülerin etrafını kuşatır. Lucius rolünü bir kez
daha üstlenen aktör Jason Isaacs, “O anda, Lucius’ın medeniyet maskesi sonsuza
dek düşüyor. Savaş safları belirleniyor ve o noktadan sonra hangi tarafta
olduğunu anlamamak mümkün değil” diyor.
Lucius’ın
müttefiklerinden olan, Sirius’ın sadist kuzeni Bellatrix Lestrange, Azkaban Hapishanesi’nden
yeni kaçmıştır ve Karanlık Lord’un sadık bir yandaşıdır. Neville’in anne
babasına, Sirius’ın “ölümden beter” şeklinde nitelediği Kadavra Laneti’ni yapıp
akıllarını yitirmelerine neden olan odur. Lestrange’ın ortaya çıkışı Neville’e
orada olmak için yeni bir neden verir. Neville rolünü tüm Harry Potter filmlerinde
üstlenen aktör Matthew Lewis bu konuda şu yorumu yapıyor: “Neville kendisinin
bile sandığından daha cesur olduğunu fark ediyor. Bu karakteri, dövüşebileceğini,
hele hele Ölü Yiyenlere karşı savaşacağını asla düşünemeyeceğiniz bir çocuktan,
ailesinin intikamını almak için mücadele edecek bir adama dönüştürmek tek
kelimeyle inanılmazdı”.
Harry
Potter kadrosuna ilk kez katılan Helena Bonham Carter, kötü kalpli Bellatrix
Lestrange rolünü üstlenmekten büyük keyif aldığını söylüyor. “Biri size Harry
Potter filminde yer alma teklifi getirirse, kabul etmek zorundasınız. Bu rolde
gerçekten çok eğlendim. Bellatrix’nin
kişilik bozukluğu olduğuna hiç kuşku yok” diyor aktris gülerek ve ekliyor: “Aslında
kötü olmaktan zevk alıyor. Bence Lord Voldemort’a aşık; onun için 14 yıl hapis
yatmaya gönüllü olmuş bir kadın. Şimdi hapisten çıktı ve eskisinden daha da
fanatik”.
Altı
genç büyücü canlarıyla başlarıyla savaşır, değnekleriyle henüz yeni
öğrendikleri büyüleri yapmaya çalışırlar. Ama daha deneyimli Ölü Yiyen’lere
rakip olmaları mümkün değildir. Gençler tam ölümün eşiğine geldiklerinde, Zümrüdüanka
Yoldaşlığı içeri dalar. Lider konumundaki Sirius Black, Malfoy’a, “Vaftiz oğlumdan
uzak dur!” diye emreder.
Savaş
başlar. Tehlikeye rağmen, hatta belki de o yüzden, Sirius bundan keyif alıyor
gibi görünmektedir. Gary Oldman bu konuda, “Sirius önce 12 yıl hapis yattığı
sonra da Grimmauld Meydanı’nda saklandığı için çok sıkılmış durumda. Ellerini
kirletmek için sabırsızlanıyor ve şimdi bu fırsatı yakalıyor. Tıpkı eski
günlerdeki gibi” diyor.
Senarist
Michael Goldenberg Zümrüdüanka Yoldaşlığı ile Ölü Yiyen’ler arasındaki kilit
öneme sahip savaşı senaryoya aktarmanın kendisi için en zorlu görev olduğunu
belirtiyor: “Kitapta olan şeyin özünü yakalamak ve bunu beyaz perdeye aktarmak
çok hassas bir denge kurmayı gerektiriyordu. Tehlike unsurunun gerçekten
hissedilmesini istedik; yani herkesin başına her şey gelebilirdi ve herkes
yaşayabilir ya da ölebilirdi. İzleyicileri koltuk kollarına yapıştıran şey
budur”.
Savaş
sekansını sahnelemek için, David Yates, koreograf Paul Harris’ten, eskrimi
andıran bir değnek-değneğe dövüş tasarlamasını istedi. “David benden,
değneklerle savaşmanın kurallarını oluşturmamı istedi; bu daha önceki filmlerde
olmayan bir şeydi” diyor Harris ve ekliyor: “Büyünün yapılabilmesi için belli
bir hareket yelpazesi ve pozisyonlar belirlememi istedi, ama bunların tamamen Harry
Potter dünyasına özgü olması gerekiyordu”.
Harris
temel hareket yelpazesini belirlemenin yanı sıra, oyuncularla çalışarak onların
bireysel tarzlarını da oluşturdu. Bu konuda, “Örneğin, Jason Isaacs’in çok
resmi ve yalın bir stili var; oysa Gary Oldman’ınki çok daha ‘sokak’ tarzı ki
bu onun karakterine çok uygun” diyor.
Savaş
hararetlenince, zaferler ve trajediler de yaşanır ve tüm bunlar Albus
Dumbledore ile Lord Voldemort arasındaki büyük gösteriyi hazırlar. “Voldemort ile
Dumbledore arasındaki savaşın destansı ve organik olması gerekiyordu. İzleyicilerin
kendilerini savaşın ortasındaymış gibi hissetmelerini istedim; bu yüzden,
mümkün olduğu ölçüde el kameraları kullanmaya çalıştık” diyor Yates.
Bunun
iki güçlü büyücü arasında geçen bir savaş olduğu gerçeğini aklından çıkarmayan
görsel efekt amiri Tim Burke, şunu ekliyor: “David Yates her şeyi, ateş, su,
kum gibi temel elementler düzeyinde tutulmasını teklif etti... Bu hem çok
mantıklı hem de şaşırtıcı ölçüde çarpıcıydı”.
Yönetmen
sözlerini şöyle sürdürüyor: “Finalde Dumbledore ile Voldemort arasındaki büyük
savaş şu ana kadarki beş hikayenin de finalini oluşturuyor. Harry’nin
merkezinde yer aldığı, iyi ile kötü arasındaki bu savaşı en görkemli şekilde
sunabilmeliydik”.
“Sonuç
olarak uğruna savaştıkları şey Harry’nin ruhu” diyerek yönetmeni onaylayan David
Heyman, şöyle devam ediyor: “Tüm bunların ortasında, hikayenin başında
arkadaşlarının arasında bile kendini tamamen dışlanmış ve yalnız hisseden Harry,
nihayet hayatındaki insanlar tarafından kendisine paha biçilmez ve yeri
doldurulamaz bir hediye verildiğini görüyor”.
Daniel
Radcliffe ise, “Harry fark ediyor ki Voldemort’un yandaşları ve gücü olsa da,
sonuçta Harry’nin sahip olduğu şeye asla sahip olamayacak. Bu, arkadaşlarının
gerçek ve koşulsuz sadakati” diyor.
Heyman
aktörün sözlerine şunu ekliyor: “Harry’ye annesi ve arkadaşları tarafından
verilen, Voldemort’un asla sahip olamayacağı bir şey var: Sevgi”.
Yates
sözlerini şöyle noktalıyor: “‘Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı’ bazı
karmaşık ve uğraş gerektiren temaları ele alıyor, ama bence en çarpıcı yanı arkadaşlığın
gücü ve sadakati”.
|